Yanlışın Asıl Sahibi

Azınlıkların hak aramasını ‘ödün talebi’ sayan tetikteki güçler işte yine fırsatı yakaladılar ve kendilerinden beklenen kuru gürültüyü kopardılar.
Onlara bakarsanız “Dini Azınlıklar ödün peşinde”.
Aradıkları fırsat Fener Rum Patriği Bartholomeos’un Reuters Ajansı’na verdiği beyanat. İktidarıyla muhalefetiyle çullanmaya başladılar.
Hep bir ağızdan Patrik Bartholomeos’a haddini bildirmeye, onunla da yetinmeyerek Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e bir süre önce Ermeni toplumunun sorunlarını içeren bir mektup teslim eden Patrik Mutafyan’ı da hedeflerine katarak, yeni bir ”Bu azınlıklar yine çok olmaya başladı” kampanyası yaratmaya başladılar.
Yaşananı yine en iyi anlatan atalarımızın o muhteşem deyişi:
”Biri bir kuyuya bir taş attı, kırk akıllıya iş çıktı.”

***
Gerçi Patrik Bartholomeos ”Öyle demedim”, Reuters ajansı da ”Öyle demedi, biz abarttık” şeklinde açıklamalar yapmış olsalar da tarihin gazete sayfalarına bir kez daha kazındı ki ”Bu gayrımüslim azınlıklar sürekli Türkiye dışındaki güçlerden yardım bekliyorlar ve bu halleriyle de tehlikeli birer unsur olmayı sürdürüyorlar.”
Ne demiş Bartholomeos?
”Türkiye’de din özgürlüğü kısıtlı, ruhban okulu bile Avrupa Birliği’nin baskısıyla açılıyor.”
Bartholomeos ”Öyle demedim” dediğine göre demediğini kabul etmek gerekir.
Ama burada asıl önemli olan bu tesbitin yanlış olup olmadığı.
Peki Bartholomeos’un deyip ya da demediği tesbit yanlış mı?
Herkes elini vicdanına koysun ve lütfen öyle cevaplasın.

***
Şu gerçeğin altının iyice çizilmesi gerek:
Türkiye’deki gayrımüslim azınlıkların öteden beri çok yaşamsal sorunları var ve Devlet bu sorunları çözmek için bugüne değin kılını bile kıpırdatmadı.
Azınlıklar bu sorunlarını otuz yıldır hemen her yıl hem de birkaç kez hem yazılı hem de sözlü olarak Ankara’ya Başbakanlara, Cumhurbaşkanlarına raporlar halinde taşıdı. Ancak her seferinde bu raporlar sümen altı edildi.
Dolayısıyla Azınlıklarının sorunlarını bu noktalara getiren ve tarihten ders almayan asıl sorumlu devletin kendisi. Üstelik Azınlıklarının sorunlarını Avrupa Birliği sürecine sokup, ”Uyum yasaları” çerçevesinde değerlendirerek, Azınlık olsun Çoğunluk olsun bu ülke insanlarına bu onursuzluğu yaşatan yine bu ülkenin hükümetleri.

***
Erdoğan hükümeti ise bir süredir tasvip edebileceğimiz bir söylemle Azınlıkların sorunlarının çözümünü Avrupa Birliği sürecinin dışında tutmaya özen gösteriyor. Bir yandan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, son olarak da Bakan Çiçek ruhban okulunun açılması da dahil benzer Azınlık sorunlarının Avrupa Birliği süreciyle ilişkilendirmemek konusunda duyarlı davranıyorlar. Onların bu söylemlerinin gerçeği yansıtmadığını, Avrupa Birliği karşıtı iç kamuoyunu teskin etmeye yönelik olduğunu bilmemize rağmen kendimizi aldatmayı yeğliyor hükümetimizden Avrupa Birliği süreci dışında bir çözüm bekliyoruz ama…
İşte hâlâ bekliyoruz…
Yazık, Erdoğan Hükümeti de tarihten edindiği hatalı tecrübeyi matah bir tecrübeymiş gibi sürdürüyor ve sorunları çözmeme ve oyalama taktiklerini yineliyor.
Bu tutumuyla da ama dış müdahalenin ekmeğine yağ sürmekten geri durmuyor.

***
Biz Azınlıklar öteden beri hemen her cümlemizde bizim sorunlarımızın Avrupa Birliği ile ilişkilendirilmesinden duyduğumuz rahatsızlığı dile getirdik.
Gerçi Avrupa Birliği sürecini destekledik ama kendi sorunlarımızın çözümünü Avrupa Birliği’nden beklemeyi onursuzluk saydık.
Çünkü böyle bir yanlışa düşmenin bedellerinin çok büyük olduğuna tarih her zaman tanıklık etti.
Ve çok şükür bizim tarih bilincimiz yerinde.
Bu tarih bilincimiz bize bir kez daha gösteriyor ki yanlışın asıl büyüğü devlete düşüyor ve devlet geçmiş yanlışlarını ne yazık ki sürekli tekrarlıyor.

Hrant DİNK
Birgün / 12 Ağustos 2004

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk