Çaresizliğimizin Meşrulaşması (*)

Aslında bizi bize bırakıp da aklımızı bloke etmeseler düz mantığımıza göre herşey çok açık ve yargımız da hayli net.

“Bu ilişki pis bir ilişki. MİT, Yargıtay ve mafya arasında yaşanmış olan bu ilişkinin hesabı firesiz verilmeli ve tüm ayrıntılarıyla açığa çıkarılmalı ki bundan sonra bu tür ilişkilere tevessül etmeye yelteneceklere bir ders olsun ve yeltenemesinler.”

Diğer taraftan ama, tanıklıklarıyla hayli tecrübe kazanmış olan mantığımız düzlüğünü yitirmiş ve hayli de karmaşık bir ortama çökmüş durumda. Afallamış aklımız diyor ki:
“Bu işler böyle gelmiş böyle gider. Bu ilişkiler bizim ülkemizin asıl gerçeğidir ve bunlara hiç kimse hiçbir şey yapamaz.”

Genellikle derinlerde buluşmayı yeğleyen Devlet ve mafya arasındaki bu tür ilişkilerin en tehlikeli yanı, arada bir su yüzüne çıkıp görünür hale gelmeleridir. Su yüzüne çıktıklarında kafalarından tutup da en diplerine kadar inip bu ilişkinin kökünü kazıyabilecek basireti göstersek eyvallah. Can kurban, bu ilişkiyi ortaya çıkaran ve üzerine yürüyenlere.
Ama öyle olmuyor işte, öyle olmuyor… Yaşadıklarımız hep aynı nakarat… Birkaç gün bu ilişkinin tefrikalarıyla dolu gazete sayfaları ve televizyon ekranları… Ardından sıradan bir soruşturma… Ardından yine bir suskunluk dönemi ve yeniden yeraltına dönüş…
Ve işte sonuç:
Mafya’dan bir meşrulaşma hamlesi daha.

Ülkemizin tarihi bu tür ilişkilerin görünür hale gelişinin ama kendilerine hiç dokunulamayışının sayısız örnekleriyle dolu. 90 yıl önceki Ermeni katliamında da Teşkilat-ı Mahsusa’nın oynamış olduğu o bilinen rol bugün meşru hale getirildiği içindir ki şunun şurasında daha birkaç yıl önce yaşadığımız ‘Susurluk pisliği’nin de önünü alamadık. Susurluğu çözemezdik çünkü 90 yıl önceki Teşkilat-ı Mahsusa’yı çözmemiştik ve mahkum etmemiştik.
Bu gün de yine gündemdeki ilişkiyi çözemeyiz çünkü birkaç yıl önceki Susurluğu çözemedik. Bir öncekini çözemememiz bir sonrakinin devamlılığına meşruluk kazandırdı.

Televizyon ekranlarımız bu tür pis ilişkilerin meşruluğuna bizleri özendirecek dizi filmlerle dolup taşıyor. Bu filmler aslında düz mantığımızın en masum halini iğdiş etmekten ve iğrenerek izlememiz gereken pis ilişkileri hayranlıkla izler hale dönüştürmekten ve çaresizliği kanıksatıp mafyacılığı özendirmekten başka bir işe yaramıyorlar.

Demem o ki, Devlet’in derinliğiyle mafyanın derinliği bu türden gizli buluşmalarını zaman zaman afişe ettirerek bizlerin düz aklını bir tür antrene ediyor, dokunamadığımızı güçlü görmemize ve o güce özenmemize alıştırıyor. Ve bu haliyle de aslında çaresizliğimizi meşrulaştırıyor.

Mafyanın gücünün ve Devlet’in kimi organlarıyla ilişkisinin meşrulaşmasıyla, çaresizliğimizin meşrulaşması arasındaki yarış atbaşı gidiyor aslında. Biz ne denli çaresiz kalırsak bilinmeli ki Devlet’in bazı organlarıyla-mafya ilişkisi o denli güçleniyor. Ya da benzer bir deyişle, Devlet’in bazı organları mafyayla ilişkili kaldıkca biz de o denli çaresizleşiyoruz.

(*) Bu yazıyı geçen Salı yayınlamak üzere Birgün’e gönderdim. Salı günü yayınlanamadı çünkü Birgün Hukuk Bürosu yazının kimi bölümlerine müdahale etme gereği duydu. Yazıyı geri çektim ve gereken müdahaleyi yaptıktan sonra Cuma günü tekrar yayınlanması için gönderdim. Yazım Cuma günü de yayınlanamadığı gibi aynı gün daha önce yine Birgün’de yayınlanmış olan “Buyrun yoldaş olalım” başlıklı yazım ikinci kez yayınlandı. Gazetedeki arkadaşlara sorduğumda nedenini dalgınlık olarak açıkladılar. Ben yine de hem kendi adıma hem de gazete çalışanları adına okurlarımızdan özür diliyorum.

Hrant DİNK
Birgün / 23 Ağustos 2004

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk