Yeni Taktikler

“İnsan Hakları Mücadelesi”nde insanoğlunun bugün geldiği aşama elbette yeterli değil, ancak küçümsenemeyecek de bir noktada.

Tarihsel mücadelenin ilk çocukları kimlerdi? Öncüler hangi ulustandı, hangi kara parçasındandı?

Doğrusu bu sorularla uğraşmak bana hiç de doğru bir yöntem gibi gelmiyor.

Mücadelenin sürekliliği, miladlardan çok daha önemli.

O nedenle derim ki…

İnsan varolalı beri, insan hakları mücadelesi içerisindedir ve bunun ne başlangıcı vardır, ne de sonu olacaktır.

Gelinen aşamada ise geçmişe oranla “İnsan Hakları Mücadelesi”nde ivmesel bir sıçrama sözkonusu.
Önceki dönemlerde daha ziyade yerel kapsamda kalan mücadeleler, bugün artık giderek evrenselleşiyor.
Bu evrenselleşme, hakkın elde edilmesinden ziyade, hakkın elde ediliş biçimiyle de ilgili.

“Her yiğidin bir yoğurt yiyişi” giderek başka bölgelerdeki yiğitlerin yoğurt yiyişini de etkileyebiliyor ve sonuçta da yepyeni yoğurt yiyiş biçimleri ortaya çıkıyor.

Bizim yiğitlerin Susurluk rezaletindeki “Bir dakika karanlık eylemi” kendine has bir hak arayış biçimiydi.
Keza Hindistan’da “Halı Tezgahında Çocuk Elleri Olmasın” başlığıyla sergilenen “Rugmark etiketleri mücadelesi” de onlara ait bir yöntem.

Rugmark Vakfı, halı tezgahlarında çocuk işçi çalıştırılmamasını sağlamak için halı satın alan şirketlere Rugmark etiketli olanlarını satın almalarını önermiş. Vakıf, tüm halı üretim tezgahlarını denetliyor ve çocuk işçi çalıştırmayanların halılarını gülümseyen bir yüz olan Rugmark’la etiketliyor.

Tüm bu farklı yöntemleri bilsek ve birbirimize bildirsek de “Dünya Silahsız Kuvvetler Örgütü”müzü bu tür barışçıl taktiklerimizle donatsak fena mı olur?

Kabul etmemiz gerekir ki bazen tıkanıyoruz.

Özellikle insan hakları ihlallerine ilişkin tesbitlerde giderek daha fazla artan bir duyarlılık göze çarpmasına rağmen, ihlaller karşısında hangi yöntemlerle hak aranabileceği noktasında bir kilitlenme sözkonusu.

Hep aynı eylemleri yapmaktan, hep aynı sloganları tekrarlamaktan bize de gına geldi, derdimizi anlatmaya çabaladığımız kişilere de.

Üstelik derdimizi iyi anlatamamamız, sesimizi gür duyuramamamız, yapılan ihlalin bir tür meşrulaşmasına ve kanıksanmasına dahi yol açıyor.

Ne yapmalı da ses getirmeli?

Ne yapsak da şu reklam şirketlerinin malı satma becerisini yakalayarak, kitlelere sempatik gelecek, sonuç alıcı yöntemler geliştirsek.

“İnsan Haklarında Yeni Taktikler Ajansı” mı kursak acaba?

29 Eylül-2 Ekim 2004 tarihleri arasında Ankara’da düzenlenecek olan “İnsan Haklarında Yeni Taktikler Uluslarararası Sempozyumu”nda, dünyanın çeşitli ülkelerinden uluslararası sivil toplum kuruluşları temsilcileri, taktisyenler ve aktivistler biraraya gelecek ve birbirlerine deneyimlerini aktaracaklar.

Sempozyum, Helsinki Yurttaşlar Derneği, İşkence Mağdurları Merkezi ve Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü işbirliği ile düzenleniyor.

Ali Bayramoğlu ve arkadaşları birkaç yıldır bu işin ön çalışmalarını uluslararası ölçekte tamamladılar ve şimdi sıra geldi Ankara’daki büyük “İnsan Hakları’nda Yeni Taktikler Arayışı Zirvesi”ne.

Böylesi bir sivil toplum zirvesinin, böylesi bir yılda hem de Ankara’da düzenleniyor olması çok önemli.
Bir yıl içinde hem NATO Zirvesi’ne hem de ona hasım sayılabilecek bir İnsan Hakları Zirvesi’ne ev sahipliği yapmak Türkiye’nin ne denli demokratik ve dinamik bir sancılanma süreci yaşadığını gösterdiği gibi ayrıca da bir şans.

Dileriz bu şans iyi değerlendirilir ve Türkiye birbirinden özgün yaklaşımlarla girişilecek yeni hak arayışlarının doğum merkezi olur.

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (12.07.2004)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk