Buyrun Yoldaş Olalım

Bir süredir değişik eğilimlerden ve kesimlerden arkadaşlarla Doğu’ya doğru yol almaya başladık. Aramızda İslamcı’sı var, Komünist’i var, Liberal’i var, Hıristiyan’ı var.

İran, Suriye, Mısır, Lübnan ve Ürdün şu ana kadar dolaştığımız ülkeler oldular. Fırsat buldukça diğerlerini de dolaşacağız.

Gittiğimiz her ülkede siyasilerle, akademisyenlerle, iktidarla, muhalefetle ve halkla görüşüyoruz.

Doğu’yu Batı referanslı kaynaklardan değil de, gayrı kendisinden öğrenmeye ve tanımaya çalışıyoruz.

En güzel yanı da masrafları herbir katılımcının kendi kesesinden karşılaması.

Anlayacağınız, temiz ve samimi bir “Doğu yoldaşlığı” bizimkisi.

Ama bir o kadar da tehlikeli çünkü yanlış anlaşılmamız da çok mümkün.

Tarihin dönüm noktalarından birindeyiz. Dünya’nın önünde önemli bir tehdit söz konusu.

Birileri dünyayı algılamamızı biçimlendirmeye ve Batı ile Doğu’yu birbirine karşıtlık içinde tanımlamamızı sağlamaya çalışıyor.

İşte Doğu’ya yolculuğumuzu bu karşıtlıkta “Doğu’yu tercih ettiğimiz” şeklinde yorumlayanlar olabilir elbet.

Peşinen belirteyim ki hiç de öyle bir niyetimiz yok.

Bize düşen görev, bu karşıtlığın içinden nasıl çıkılabileceğini üretmek.

Birlikte kaleme aldığımız ortak tesbitlerimiz, önerilerimiz ve hedeflerimiz var.

Öyle ki Doğulular olarak kendimize sormamız gerek…

Bu coğrafyanın dünyaya söyleyecek bir şeyi, dünyanın geleceği açısından hem Batı’ya hem Doğu’ya anlamlı gelen bir önermesi niçin yok? Doğu’nun tüm dünya için düşünmesini gerçekten engelleyen ne?
Evrensel değerlerin mirasçısı olarak, Batı’yı da kuşatan bir söylem Doğu’dan niçin çıkmıyor? Doğu kimliği Batı’ya niçin mahkûm olsun?

Bizler bu soruların yanıtlarının ve mukabil yapıcı önermelerin Doğu’nun içinden üretilebileceğini düşünüyoruz… Biz Doğulular’ın bugüne dek üzerimize düşen entelektüel sorumluluktan kaçtığımızı, mazlumluğun meşru hale getirdiği edilgenliğe sığındığımızı düşünüyoruz…

Bizler bu coğrafyanın, tarihin ve kültürün ürettiği değerlerin, insanlığın evrensel birikiminin asli parçası olduğuna; Doğu ile zenginleşen bu birikimin sorumlu bir entelektüel çaba içinde üretken hale gelebileceğine; ve sözümüzün dünyadaki herkes için anlamlı olabileceğine inanarak biraraya geliyoruz.

Aramızdaki etnik, dinsel ve ideolojik farklılıklara rağmen bir arada olmak, birlikte düşünmek ve birlikte entelektüel arayış sürecine girmek üzere irade beyanında bulunuyoruz.

Bu birlikteliğin ‘Doğu’ diye adlandırılan coğrafyadaki bütün toplumlara ve onların içerdiği çeşitliliğe uzanmasını hedefliyoruz.

Öte yandan bu çabanın bizzat Doğu’nun değişmesini ifade ettiğinin de farkındayız… Doğu’nun gerçek alternatifler üretme potansiyeli, bu toprakların özeleştiriye açıklık derecesiyle bağlantılı. Eğer Batı’nın ve Batı ile ilişkilerimizin değişmesini istiyorsak, Doğu’nun da değişmesine hazır olmamız gerek.

Geleceğin dünyası ne Batı’nın otoriter-liberal anlayışının uzantısı olan çatışmacı, güce dayanan mantığıyla; ne de Doğu’nun ataerkil zihniyetinin yansıması olan edilgen, içe kapanmacı, savunmacı cemaatçiliğiyle kurulamaz…

Yolumuz uzun… Her şeyden önce Doğu’nun kendi içinde ve doğal olarak aynı kaygıları taşıyan herkesle bir ‘konuşma’ platformu oluşturmak gerek.

Tüm Doğu ülkelerinden aydınların katılacağı bir “Doğu Konferansı”nı İstanbul’da düzenlemek için yol alışımızı sürdürüyoruz.

Geleceğin dünyası, eğer gerçekten de demokratlık üzerinde inşa olacaksa, bunun Doğu/Batı birlikteliği içinde üretilmesi zorunludur.

Kendisini Doğu’da hisseden herkesi bu sorumluluğa davet ediyoruz…

Hrant DİNK

Kaynak: Birgün gazetesi (20.07.2004)

Comments are closed.


 
CopyLeft 2008 NorZartonk